Yusuf Arslan, 7 Haziran 2026
Ezgi Çelik, oyunculuk kariyerine çocuk yaşlarda adım attı ve zamanla tiyatro, sinema ve televizyon dünyasında kendine yer edindi. Şimdi, ünlü oyuncu Caner Cindoruk ile birlikte sahnede yer aldığı “blueScat” adlı oyunla izleyicilerin karşısına çıkıyor. Fildişi Sahili’nden yazar Koffi Kwahulé’nin “Blue-S-Cat” adlı eserinden uyarlanan bu oyun, birbirini tanımayan bir kadın ve erkeğin bir asansörde mahsur kalmasıyla başlayan olayları merkeze alarak, derinleşen psikolojik çatışmaları gözler önüne seriyor. Oyun, karakterlerin bastırılmış duygularını ve içsel arzularını açığa çıkarırken, aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerini ve güç dinamiklerini sorguluyor.
*“blueScat”, 7 yıl aradan sonra sahneye geri dönüyor. Siz ve Caner Cindoruk’un birlikte sahneye çıktığı ilk oyun. Bu süreç nasıl gelişti?*
Moda Sahnesi’nde Koffi Kwahulé’nin başka bir eserini izledikten sonra, bu yazarla çalışma isteği duydum. Onur Ünsal ve Mehmet Tekatlı’nın rol aldığı “Dıkşın” adlı oyunu gördüm. Zorlu ve etkileyici bir oyundu. Kemal Aydoğan’a, “Koffi ile çalışmak istiyorum” dedim. Hayal ettiğim gibi, 4-5 ay sonra bana “blueScat” ile gelindi. Önceki versiyonu 7-8 yıl önce sahnelemişler ama çok az oynanmış. Biz ise yeni çeviri ve uyarlama ile başka bir yolculuğa çıktık. Caner’i uzun zamandır tanıyorum ama ilk kez birlikte çalışıyoruz.
*Koffi Kwahulé, eserlerini caz müziğinden esinlenerek yazan ve anlaşılması zor bir yazar. Bu sizin için nasıl bir deneyim oldu?*
Bu benim için daha önce hiç oynamadığım bir rol. Koffi’nin metinlerinde derin anlamlar var, ancak bunları yüzeyde ironik metaforlarla ifade ediyor. Hem oyuncu hem de yönetmen olarak bu renkleri bulmak ve metni derinlemesine anlamak çok önemli. Seyircilerin “blueScat”ten hem keyif alacaklarını hem de kafalarının karışacağını düşünüyorum. Oyunun bitiminde hissettiklerini anlamlandırmaları zaman alacak. Özellikle kadın izleyicilerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum çünkü metin, kadın kimliği üzerine ilginç bir tartışma sunuyor.
*Bu konuyu biraz daha açabilir miyiz?*
Genellikle bir kadın ve tanımadığı bir erkek asansörde mahsur kaldığında, hikaye kadının korkuları etrafında şekillenir. Ancak Koffi, bu durumu farklı bir şekilde ele alıyor. Kadının arzularını özgür bir şekilde yaşayabildiğini görüyoruz. Kadın karakter, ağır travmalar yaşamış olmasına rağmen, bu travmalarıyla yüzleşme gücünü buluyor.
*Erkek karakter nasıl bir portre çiziyor?*
Erkek karakterin zihinsel süreçleri ve sıkışmışlığı üzerinde yoğunlaşıyoruz. Ekonomi, sayılar ve sistem içerisindeki yükselişle ilgileniyor. Eleştiriyor ama aynı zamanda sistemin diline hapsolmuş durumda. Kadın ise birçok olasılığı aynı anda düşünmek zorunda kalıyor. Bu, zorlu bir dengeyi temsil ediyor.
*Kadın-erkek ilişkilerindeki en büyük sorun sizce nedir?*
Kadın-erkek ilişkisi, dünyayı en zor yöneten denklemlerden biri. Geçinmeye gönül vermek önemli. İlişkiyi kurmak ve sürdürmek gerçekten zorlu bir denge. Erkekler, bulundukları konum ve yetiştirilme tarzları nedeniyle kendilerini ifade etmeye daha az ihtiyaç duyuyor. Kadınlar ise sürekli kendi alanlarını koruma ve yeniden savunma mücadelesi veriyor.
*Karakterlerin kurtarılma anı, “izlenme” ihtimali üzerinden nasıl bir anlatım sunuyor?*
Bence bu, günümüzün tam bir yansıması. Görülmek, izlenmek ve konuşulmak için yaşıyoruz.
*Sizin görünürlüğe bakış açınız nedir?*
Kontrol altında olduğu sürece, beni rahatsız etmiyor. Hatta oyunculuk açısından beni besleyen bir unsurdur. Seyircinin beni görmesi, benim için önemli.